Bu ürünü giy/kullan; reklamdaki ünlü/model gibi ol.

 

Benim fitness koçluğumu satın al; benim gibi görün.

 

Sonucun ne kadarının kişisel özelliklerden, ne kadarının ürün veya yöntemden kaynaklandığına ilişkin bir illüzyon, ‘Yüzücü Vücudu İllüzyonu’.

 

Lübnan asıllı ABD’li yazar Nassim Taleb tarafından isimlendiriliyor.

 

Taleb fazla kilolarından kurtulmak için spor yapma kararı alıyor. Jogging yapanların cılız ve mutsuz, ağırlık antrenmanı yapanları hantal ve sersem gözüktüğünü düşünüyor. Bisikletçiler ise içler acısı.

 

Aradığı şeyin yüzme olduğuna karar verip, uzunca bir süre kararlılıkla yüzme antrenmanlarına katılıyor.

 

Mamafih,  bir süre sonra bunun bir illüzyon olduğunun farkına varıyor.

 

Profesyonel yüzücüler, aslen yüzme sporu yaptıkları için o mükemmel vücuda sahip değiller. Aksine, süper fiziklere sahip oldukları için iyi yüzücüler.

 

Eğitim ve çaba gelişim yolunda çok önemli. Azim, kararlılık ve çok çalışma kritik faktörler.

 

Diğer taraftan, sahip olduğumuz yetenek ve özellikler konusunda gerçekçi olmaya dikkat etmek gerekiyor.

 

Mucize ürün veya yöntemler bu dünyada pek bulunmuyor.

 

Sinema endüstrisindeki 'Başarı yetenek getirir, yeteneğin başarıyı getireceği genel inanışının aksine...' ifadesi buradaki illüzyonu açıklamaya yönelik bir yaklaşım.

 

Arthur De Vany'in sinema endüstrisi üzerine yaptığı araştırmalarda bu ifadeyi destekleyen sonuçlara ulaşmış.

  

Genelde en başarılı veya en yetenekli CEO listeleri de aynı illüzyonu pompalar. Listedekiler çoğunlukla yetenekli oldukları için o büyük kurumların CEO'su olmaz. O kurumların CEO'ları oldukları için yetenekli ve başarılı oldukları düşünülür.

 

 

 

Borsadaki yeni rallinin ipuçlarını görenlerden misiniz ?

 

Yoksa, yeni krizin göstergelerini fark edenlerden mi ?

 

Veri setleri veya olay serileri içerisinde rasgele gerçekleşen kümelenme veya sıralanmaları, anlamlı ilişki veya örüntü setleri olarak yorumlamaya verilen isim ‘Clustering Illusion’.

 

Aslen beynimizin temel çalışma prensiplerinden biri olan örüntü/desen tanımlama (Pattern Recognition) özelliğinin yan etkisi.

 

Çağlar boyunca, hayatta kalabilme adına; objelerin veya ana görüntülerin içerisinde olmayan şekilleri görmeye, aslen tehdit/fırsat içermeyen örüntüleri tehdit/fırsat olarak algılamaya yönelik programlanmışız.

 

Özellikle ‘Yanlış Pozitif’ (False Positive) maliyeti, ‘Yanlış Negatif’ (False Negative) maliyetinden düşükse; bu özellik bireysel öğrenme sürecimizde daha da güçleniyor.

 

Belli bir kıyafetiniz (bluz, kravat vs) ile sürekli olumlu sonuçları eşleştirdiğiniz bir durum düşünün. Önemli bir iş görüşmesi ile ilgili;

 

-      Yanlış pozitif – İşe yaramıyordur ama giyerim (maliyet düşük)

 

-      Yanlış negatif – İşe yarıyordur ama giymem (maliyet yüksek)

 

Ya işe yarıyorsa ? Giyerek ne kaybederim ki ?

 

Ülkemizde batıl inanç diye tanımlanan inanışlar ve totem yapma denilen uygulamalar aslen bu illüzyonun sonuçlarıdır.

 

Meyve, sebze, yiyecek ve hayvanlar üzerinde kutsal figürler veya yazılar olduğuna ilişkin medyada yer bulan örneklere de sıkça rastlanır.

  

'Olmayanı görmeye programlanmışız' ifadesinin açılımı aslen şu.

Çalıların arasında saklanan yırtıcıya benzeyen bir şekil fark eden atalarımızı düşünün. Her on durumdan dokuzunda, aslında çalıların karmaşık görüntüsü arka planda bir yırtıcı içermiyor.

Yapması gereken hemen kaçmaya başlamak. Böyle bir görüntü ile karşılaştığında;


- 'Nasılsa % 90 yırtıcı değildir' şeklinde düşünen ya da

- 'Emin olmak için dur biraz daha yakından bakayım'

demiş olan atalarımızın torunlarının bugün dünya üzerinde yaşıyor olma ihtimali evrimsel olarak yok. 

 

 

Perşembe, 18 Mart 2021 18:27

KARAR TEORİSİ

Yazan

 

 

Geçen hafta sonu yaptığım yamaç paraşütü mesafe uçuşunu (XC – Cross Country) linke tıklayarak izleyebilirsiniz.

  

https://ayvri.com/scene/z85q79n3j4/ckmczqh2b00013a6h2yu16zqp

 

Performans anlamında, belirsizliğin yüksek olduğu bir ortamda karar alınan bir klasman, yamaç paraşütü xc uçuşları.

 

Aslen, hayatın birçok alanında belirsizlik altında karar almaya zorlanıyoruz.

 

Finansal yatırımlardan, kurumsal hayatta alınan kararlara, sigorta yaptırmaktan, Covid ile ilgili kararlara kadar geniş bir yelpazeden bahsetmek mümkün.

 

Potansiyel sonuçlar için olasılık belirlenebilen durumlardaki karar süreçlerine, ‘Risk Altında Karar’  tanımlaması yapılmakta. ‘Beklenen Değer’ – ‘Expected Value’ hesaplaması bu alanın temel kavramı.

 

Eğer potansiyel sonuçların hangi olasılıkla gerçekleşebileceğine ilişkin bir olasılık hesabı yok ise, bu tip karar süreçleri ‘Belirsizlik Altında Karar’ olarak ifade ediliyor. ‘Maximin’, ‘Maximax’ ve ‘Minimax Regret’ ise bu alanın temel karar prensipleri.

 

Ben hafta sonu yaptığım XC uçuşunda temel olarak ‘Maximin’ prensipleri çerçevesinde kararlar aldım. Aslen kötümser bir karar alma prensipi olmasına rağmen, asgari performans potansiyeli sağlayan kış hava koşullarında başarılı sonuç verdi.

 

Diğer taraftan, rakiplerin kararlarının sizin kararlarınızın sonuçlarınızı etkilediği şartlarda ‘Oyun Teorisi’ dinamikleri geçerli. Yamaç paraşütü XC yarışmaları da bu teorinin deneyimlendiği bir alan.

 

 

Pazar, 14 Mart 2021 08:54

NEDEN YAPAMIYORUZ ?

Yazan

 

 

Neden rasyonel olmayan seçimler yapıyoruz ?

 

Kötü kararlarımızın arkasında ne tip sebepler yatıyor ?

 

Safsatalara neden gereken tepkileri vermiyoruz, neden bizzat kendimiz safsata yapıyoruz ?

 

Neden yeterli/geçerli sebepleri olmayan yargı ve inanışlara sahibiz ?

 

Her ne kadar uzunca bir süredir konu üzerine detaylı araştırma yapıyor olsam ve çoğunun referansları olsa da; aşağıdaki liste tamamen öznel bir çıkarım.

 

1.   Çıkar/Art Niyet (İşimize Öyle Geliyor)

2.   Tembellik/Kolaycılık (Ammaaan Kim Uğraşacak Şimdi)

3.   Kendimizi Kandırma (İyi Hissetme ve Ruh Sağlığı Koruma İhtiyacı)

4.   Sosyal, Duygusal Baskılar ve Etkiler (Kabul Görme, Ait Olma İsteği)

5.   Güdülmeye Meyil/Sürü Davranışı (Lider Takibi)

6.   Doğal Yapımız (Öyle Yaratılmışız/Evrilmişiz)

7.   İçgüdü Kaynaklı Baskılar (Aşk, Açlık, Öfke, Aciliyet vb.)

8.   Düşünsel (Cognitive) Kapasite Yetersizliği (Nasıl yani !?)

 

 

Neredeyse hepimiz bu sefer ertelemeden hemen yarın;

-      Spora,

-      Diyete,

-      Çalışmaya

başlıyoruz.

 

Yine çoğumuzun bu defa gerçekten bu son,

-      Pastası,

-      Fast food’u,

-      Sigarası,

-      Alkol sofrası.

 

Erteleme ve irade kontrolü problemi bir çoğumuz için ortak bir sorun. Richard Thaler bu problemin kaynağına ilişkin zaman uyumsuzluğuna ilişkin bir tespitte bulunuyor.

 

Sorun yaşadığımız seçimlerimizin çoğu ya utanç (sinful goods) ya yatırım (investment goods) objeleri/konuları üzerine.

 

Pasta, fast-food yeme benzeri utanç aksiyonları;  hazzı ve ödülü hemen gerçekleşen, bedeli ve olumsuz sonuçları ileride olması öngörülen objeler.

 

Spora başlama, sigarayı bırakma benzeri yatırım aksiyonları ise; bedeli ve olumsuz yansımaları bugün, ödülü ve hazzı gelecekte gerçekleşecek aksiyonlar.

 

İnsan beyninin düşünsel (cognitive) tarafı devreye sokulmadan bu seçimlerde mesafe almak çok mümkün değil.

 

Sezgisel/duygusal beyin maliyetten kaçınırken, ödül arayışı peşinde sadece anı değerlendirebilen otomatik seçimler yapıyor.

Zaman boyutunu işin içine katarak yapılacak analiz; düşünsel beynin yapabildiği, sezgisel beynin çok iyi olmadığı bir alan.

 

 

Bütün için geçerli olanın, parçalar için de geçerli olduğu kabulü olarak tanımlanacak bir yanılgıdır.

 

1)  Reel Sektör-Üniversite iş birliğinde X Üniversitesi çok başarılı.

 

2)  X Üniversitesinin İnşaat Mühendisliği Fakültesi ile iş birliği yapıyoruz. Çok başarılı işler çıkaracağız.

 

Bir numaralı önermenin doğru olması, iki numaradaki gizli önerme olan ‘İnşaat Mühendisliği Fakültesi de başarılı iş birlikleri yapıyor’ yargısını garanti etmez.

 

‘Simpson Paradoksu’ bu yanılgıyı gösteren güzel bir örnektir.

 

II. Dünya Savaşının seyrinin değişiminde önemli rolü olan Alan Turing ile birlikte şifre kırıcı olarak çalışan Edward H. Simpson tarafından yaratılmıştır.

 

Görselde detayları verilen örnekte erkekler, işe alımda kadınlara ayrıcalık tanındığından hareketle rahatsızlıkları dile getirmektedir.

 

Genel kabul oranları incelendiğinde, kabul oranları erkekler için % 78 iken, kadınlar için % 83’tür.

 

Birimler bazında kabul oranları incelendiğinde ise; her iki birim için de erkeklerin kabul oranlarının kadınlardan yüksek olduğu görülmektedir. Birim 1 erkekler %95, kadınlar % 87. Birim 2 erkekler %73, kadınlar % 69.

 

Erkeklerin çok eleman alan Birim 1’e az başvuru yaparken, az eleman alan Birim 2’ye çok başvuru yapmalarının sonucu oluşan bir durumdur.

 

Bilinen ve olumlu imaja sahip firma/markaların faydalandığı bir yanılgıdır.

 

Cep telefonu konusunda iyi olan bir markanın çıkardığı tüm tüketici elektroniği ekipmanlarının iyi olacağı kabülü. Hatta cep telefonu markasının otomobil üretim işine gireceği duyulduğunda dahi bu görüşün değişmemesi gibi.

 

Tesla kamyoneti konusunda oluşan beklentinin kaynağında da bu olgunun payı büyük.

 

 

 

 

 

Yıllar önce, Denizli’de bir yamaç paraşütü mesafe uçuşu sonrası, Dinar-Çivril yoluna yakın bir bölgeye iniş yapmıştım. Yamaç paraşütümü toplayıp yol kenarında araç beklemeye başladım. Bir süre sonra 27 kişilik midibüslerden birisi durdu.

 

İçi tıka basa doluydu. Şöför arka kapıyı açmayarak beni ön kapıdan binmeye zorladı. Binince içerisinin kadınlarla dolu olduğunu gördüm. Benim dışımdaki tek erkek şöfördü.

 

Muhabbet  esnasında, içerideki kadınların tarım işçisi, şöförün de dayı denilen ünvana sahip kişi olduğunu öğrendim. Mesai bitmiş, dayı emekçileri toplayıp köylerine geri götürüyordu.

 

Sohbet ilerledikçe, günlük yevmiyenin 1/3’ünün sadece emekçilere ödendiğini, 1/3’ünün dayının hakkı olduğunu, 1/3’ünün ise yol parası olarak kesildiğini öğrenip şaşırmıştım. Tabi eski midibüs dayınındı. Yani 2/3 dayı tarafından kesiliyordu.

 

İçerideki kadınların, bilgisizlikleri ve çaresizlikleri sebebiyle sömürüldüklerini düşünüp çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

 

Aradan bir süre geçtikten sonra, yine bir gün emekçi kadınlar aklıma gelip hüzünlendiğimde, kendi durumumla karşılaştırma yapma ihtiyacı hissettim.

 

Devamı, oyun teorisi ile bağlantısı ve ‘Shapley Value’ yorumda…

 

O dönemde bir eğitim şirketinde eğitmen olarak çalışıyordum. Aldığım eğitmen ücreti en fazla kesilen faturanın 1/3’ü oluyordu. Çoğunlukla bundan da düşük kalıyordu.

 

Ben eğitimli, güya uyanık ve hesapta alternatifi çok birisiydim. O zaman neden ben de bir tarım işçisi ile aynı oransal gelir paylaşımına tabii oluyordum ?

 

Değer yaratımında, takımın içerisinde yer alanların katkısı oranında ödüllendirilmesi gerekmez miydi ?

 

Üretilen değerin göstergesi olan gelirin ne kadarı benim hakkım olmalıydı ?

 

Üzerine kafa yordukça ‘Oyun Teorisi’ ile daha fazla aşina olup, ‘Shapley Value’ kavramıyla tanıştım.

 

‘Oyun teorisi’ genel anlamda rasyonel karar alıcılar arasındaki stratejik etkileşimleri konu alır. Başka bir ifade ile diğerlerinin aksiyonlarının bizim aksiyonlarımızın sonucunu etkilediği durumların analizi olarak açıklanabilir.

 

Rekabet ekseninde oyun teorisinin iki türü vardır; ‘Rekabetçi Oyun Teorisi’ ve ‘İşbirlikçi Oyun Teorisi’.

 

Aktörlerin işbirliği sergilediği durumlarda, her bir aktörün sonuca sağladığı ek katkıya bağlı olarak paylarının dağıtımını modelleyen çözüm yöntemine verilen isim ise ‘Shapley Value’.

 

İlk olarak Lloyd Shapley tarafından ortaya atılan ve 1992 yılında kendisine ekonomi alanında Nobel Ödülü kazandıran bir çözüm konsepti.

 

3-4 kişinin taksi paylaşımından, yapay zeka çalışmalarına kadar kullanımı olan ‘Shapley  Value’ konsepti ile ilgili hesaplama yapmak isterseniz aşağıdaki linkten faydalanabilirsiniz.

 

http://shapleyvalue.com/

 

 

 

 

Zihnimizdeki kalıplara uymayan kanıtlar ve örneklerle baş etme çabamızın bir ürünü ‘Gerçek İskoç Safsatası’. İlk olarak Antony Flew tarafından ortaya atılmış.

 

Sert abi ; “Kahve şekersiz içilir”

 

Eleştiren adam : “Geçen bir barista şekerin kahve aromasını kuvvetlendirdiğini söyledi”

 

Sert abi : “Hiçbir gerçek kahvesever kahveyi şekerli içmez”

 

Beynimizin bu safsatayı üretirken söylemeye çalıştığı;

 

1)  Bu kanıt veya örnek üzerine bu konuda ek araştırma yapamam.

2)  Konu ile ilgili yargımı/inancımı değiştirmek istemiyorum.

3)  Sana da bir cevap vermek lazım.

4)  Ne şiş yansın, ne kebap. “Gerçek kahveseverlik bu değil.”

 

Kurumsal hayatta ajitasyon amaçlı sıklıkla kullanılan bir safsatadır.

 

Lider : “Bu rapora pazartesi günü ihtiyacımız var. Her zamanki gibi mükemmel bir iş çıkaracağına inanıyorum.

 

Çalışan : “İş yüküm diğer ekip üyelerinin iki katı. Daha adil bir görev dağılımının toplam verimi artıracağını düşünüyorum.”

 

Lider : “Senin güçlü yönlerinden birisi de bu analitik bakış açın. Diğer taraftan, gerçek takım oyuncusu bu tip detaylarla vakit kaybetmez.”